12 Ocak 2018 Cuma

Günün Notları

Günün Notları başlıklı bir yazı yazmayı özlemişim. Önceden aklıma gelen şeyleri ajandama not alır bunu unutmayıp yazmalıyım derdim, uzun süredir yapmıyorum. Sadece aklıma geleni yazacağım. Konu konuyu açar nasıl olsa.

- 2018 olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Saatler ve günler bu kadar sıkıntılı, zor ve tatsız geçerken yılların akıp gittiğine inanmak zor.

- 35 yaşında olduğuma inanmakta da zorluk çekiyorum. Çocukluğum daha dün gibi sanki.

- Uzun süredir özellikle maddi anlamda çok zor günler yaşıyoruz, hayatımızın her anına olumsuz etkisi büyük maalesef. Ama doğum günümde öyle güzel şımartıldım ki! İki saat için bile olsa sıkıntılardan uzaklaşmak iyi geldi. Fotoğraf o anları hatırlatsın diye.


- Geçtiğimiz yıl iki kitabın basımına küçük de olsa katkım oldu, düzeltmenliğini yaptım. Biri İstanbul'un Tarihi, Kültürü ve Yaşamı diğeri ise Mısır Otomobil Kulübü. Kitapçılarda raftan alıp baktığım ve iç kapağında ismimi gördüğüm anın tarifi yok benim için öyle büyük bir mutluluk. Daha önce tecrübem olmamasına rağmen bana inanıp teklifi sunan canım Selin'e de teşekkürü borç bilirim.





- Bu tecrübeden sonra diğer yayınevlerine de düzeltmenlik başvurusu yaptım ama henüz olumlu bir dönüş alamadım. Yine de umudum var.

- Kitap okuma hızıma kavuşmak istiyorum ancak elimde çok fazla kitap kalmadı. Dün eski yazılarımda gördüm bir zamanlar 100 - 150 kitap okunmayı bekliyormuş elimde. Hey gidi günler hey!

- Siegfried Lenz'in Almanca Dersi isimli kitabını okuyorum. 479 sayfalık bir kitabın daha başındayken tavsiye etmek mantıklı değil farkındayım ama yine de ediyorum. Yazarın tasvirlerine hayran kaldım, sanki çok lezzetli bir tatlıyı tadını çıkartarak yiyormuş gibi hissediyorum okurken.

- Vapurda çay ya da kahve eşliğinde kitap keyfi yapmaya bayıldığımı söylemiş miydim? Şu aralar tek lüksüm diyebilirim.




- Blogun temasını değiştirdik sevdicekle. Çok içime sindi, bakıp bakıp duruyorum aklıma geldikçe! 💛

- Tiyatro sezonunu hala açamadım içim buruk :(

- Şimdilik haberler bu kadar.

Kendime not: Bu kötü günler geçecek, umudunu kaybetme... Bu kötü günler geçecek umudu... Bu kötü günler geçecek... Geçecek.




31 Aralık 2017 Pazar

Özetle 2017

Yazdım ve sildim, sonra tekrar yazdım ve beğenmeyip sildim, bu döngü birkaç kez devam etti. 2017 neresinden tutsam elimde kaldı. Yine de azimliyim bulacağım güzel kısımlarını. Vardır çünkü, olmalı, tüm tatsızlığına, dertlerine rağmen nefes aldığım anlar olmalı.

Kırk dakikadır düşünüyorum, elimdekilerin kıymetini bilmiyor değilim ama çok tatsız bir yıldı, tıpkı önceki birkaç yıl gibi. Umarım bu kez değişir. Geçenlerde gördüğüm şu tweete bile sarıldım çünkü umuda her zamankinden fazla ihtiyacım var.



Sayılarla özetlersek;

- Bu yıl 92 tane kitap okudum
- Festivaldekiler dahil olmak üzere perdede 15 film izledim
- İzlediğim oyun sayısı 3, utanç verici benim için
- Konser, Opera ve Bale 5
- Sergi 2
- Düzeltmenliğini yaptığım kitap sayısı 2 (burada bol miktarda kalp var)
- Yüzlerce fincan kahve içtim
- Bu yıl da arkadaşlıklar bitirdim
- Yüzlerce kez vapura bindim
- Vapurda ya da sokakta canlı müzik yapanlara kulak verdim
- İşsiz aylar geçirdim, iş buldum
- Bulduğum her fırsatta sevgilim ve kardeşimin sevgisine tutundum
- Ayakta kaldım öyle ya da böyle, çok zorlandım ama ayakta kaldım.

Hepinize kocaman gülümsemelerinizin olacağı, masum isteklerinize kavuşacağınız bir yıl diliyorum.

2 Nisan 2017 Pazar

Mart Notları

Her ay, gelecek yazının daha umut dolu ve keyifli olmasını umarak yazıyorum ancak günler geçtikçe kötüye gidiyor her şey. Girişten anlaşılacağı üzere bu ay da pek parlak haberlerim yok. Gittiğimiz birkaç etkinlik var özellikle ayın ilk haftalarında ancak sonrası bir anlamda ev hapsi gibi. Bazen kendimi tutup olumsuzlukları yazmamaya çalışıyorum ama olmuyor. Hem burası benim günlüğüm değil mi? Hadi o zaman iyisiyle kötüsüyle ayın özetini geçelim.

- Mart ayında birkaç tane tiyatro biletimiz vardı ancak maalesef sadece bir tanesini izleyebildik, Ankara Dt'nin turne kapsamında İstanbul'da oynadığı Yeraltından Notlar. Oyunculuklar çok başarılıydı, bir yerlerde yakalama fırsatınız olursa mutlaka izleyin derim.

- Başka Çarşamba sayesinde Jim Jarmusch'un 2003 yapımı filmi Coffee and Cigarettes'i izledik sinemada. Yıllar önce izlemiş ve sevmiştim ama perdede izlemek kesinlikle çok daha keyifliydi.

- Yine Başka Sinema sayesinde festivalde kaçırdığımız It's Only the End of the World'ü izledik. Xavier Dolan'ın diğer filmlerine bayılan biri olarak bu filmi çok sevdiğimi söyleyemem.

- Kanlıca'da temiz hava, bol kitap sezonumuzu açtık. Artık ikinci evimiz haline gelen çay bahçesinde kulaklığım, kitabım ve kahvemle birlikte kısa süre sonra gelecek ve içinde sevgilinin de olduğu vapuru beklemek en büyük keyiflerimden biri. Fotoğraf da öyle bir günden kalma.

- Bu ayın uzun süredir beklenen etkinliği İstanbul Opera Orkestrası ve David Garrett konseri idi. Biletini haftalar önce almıştık. Kısa ancak keyifli bir konser oldu. Her konserde olduğu gibi telefonunu kapatmayıp sürekli sosyal medyada gezinenler, bütün konseri kayda alanlar ve durmadan konuşanlar bu konserde de rahat durmadılar. Ne desem boş!

- Süreyya Operası'nda Kahve Kantatı'nı izledik. Kesinlikle tavsiye ederim, gelecek sezon sahnelenirse kaçırmayın.

Mart ayının ilk iki haftası böyle geçti. Sonrası dediğim gibi evde, günün büyük kısmında sıkıntı ve ağlama modundaydı. Önceki aylarda hep daha keyifli bir yazı umuduyla bitirdim yazıları ama olmadı. Bu kez hiçbir şey ummuyorum.

3 Mart 2017 Cuma

Şubat Notları


Az etkinlik, bol sıkıntı içeren bir ay daha geride kaldı. Aslında yazılacak çok şey yok ama olanları es geçmemek adına buradayım.

- Şubat ayının en fazla beklenen etkinliği !f İstanbul'du. Ancak yalnızca AVM içinde yer alan ve bizim uzun süre önce protesto edip gitmeyi bıraktığımız o zincir sinema salonlarında olması ve gidebileceğimiz seanslarında film başına belirlenen 22 TL bilet fiyatı nedeniyle festival planlarımızın üzerini çizip alternatif planlar yaptık.

- Bu ay iki oyun izledim. Bunlardan biri Bakırköy Belediye Tiyatrosu tarafından sahnelenen Gülünç Karanlık diğeri ise Devlet Tiyatroları oyunu olan Giydirici idi. Gülünç Karanlık, uzun süredir peşinde koştuğumuz oyunlardan. Bunun sebebi uyarlandığı kitap ve bu kitaptan esinlenerek çekilen filmi sevmemiz ancak oyun için aynı şeyi söyleyemem. Maalesef aradığımı, beklediğimi bulamadım. Bunun yanı sıra iki saatlik süresine rağmen tek perde oluşu da oyundan uzaklaşmaya sebep olabiliyor. Giydirici ise su gibi akıp giden bir oyundu.

- Çeşitli festivallerde seansları uymadığı için kaçırdığımız filmleri Başka Sinema sayesine izledik yine. Manchester By the Sea, The Salesman ve Moonlight bu ayın filmleriydi. Üçünü de sevdim ancak ilki bir adım önde sanırım benim için. Mart ayının filmleri de açıklandı. Paterson, Neruda ve It's Only the End of the World merakla beklenenler listesinde ilk sıralarda.

- İstanbul Film Festivali için gün saymaya başladık. Şartlar gereği daha kısıtlı bir liste yapacağım ama yine de sabırsızlıkla bekliyorum.

- İstanbul Müzik Festivali programı açıklandı. Gözüme çarpan birkaç konser var ama şimdilik zor görünüyor.

- O değil de az önce sözlükte okudum, Tarkan NY konseri sonrası yaptığı bir paylaşımda yazım hatası yapmış. Tanıyanınız varsa söylesin 3 aylık işsiz Sosyal Medya Uzmanıyım ve şartlarda anlaşırsak hemen işe başlayabilirim!

Şubat Notları ayın kendisi gibi kısa oldu, Mart ayının notlarında uzun uzun gevezelik etmek dileğimle!

5 Şubat 2017 Pazar

Ocak Notları

Aslında Ocak ayına dair yazacak çok fazla etkinlik yok ama buraların boş kalmasını da istemedim. (Sevgilisinin kendisinden önce blog yazısı yazmasını kıskandı!) Ocak ayında hava koşulları ve grip gibi aksilikler nedeniyle çoğunlukla evdeydik. Bol bol dizi izleyip, kitap okuyarak ve UNO oynayarak zaman geçirdik. Dışarı çıktığımızda da genelde kahve içme peşindeydik.

Ocak ayında okuduğum iki güzel kitabı paylaşmak isterim. İlki Kazancakis’ten Zorba diğeri ise Persepolis. Zorba uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi. Hem sevgili hem de ben bol bol altını çizerek okuduk kitabı. Sırada film var en kısa sürede izlemek istiyoruz. Persepolis ise birkaç yıl önce filmini izleyerek haberdar olduğum kitaplardan. Uzun süre aradıktan sonra nihayet Kadıköy’de bulup hemen okudum. Kesinlikle tavsiye ederim.

Bu aralar evde kahve yapmaya başladık, sevdiğimiz kahvecilerden çekirdek kahve alıp deniyoruz. Çekirdekleri öğütmek, kahvenin demlenmesini beklemek ve sonra keyifle içmek her gün sabırsızlıkla beklediğimiz anlardan.

Ocak ayında sadece bir kez film izledik sinemada. La La Land, caz müziği başrole almış bir film. Biz keyif aldık ama sevmeyeni de çok sosyal medyada gördüğüm kadarıyla.

Süreyya Operası’nda Schubert’in eseri Winterreise’ı dinledik. Piyano ve solistler çok iyiydi. Uzun zamandır böyle dinlendirici ve sakin bir konser izlememiştim. Çok iyi geldi.

Bir de bol bol iş ilanlarına baktığım bir ay oldu ve evet hala işsizim.

Şimdilik haberler bunlar, bir sonraki yazının daha keyifli ve dolu olması dileğimle!